OSMANLILARDA HARAMEYN (MEKKE-MEDİNE) SEVGİSİNİN İZHARI; SURRE ALAYLARI

OSMANLILARDA HARAMEYN  (MEKKE-MEDİNE) SEVGİSİNİN İZHARI; SURRE ALAYLARI

Telif Hakkı Ⓒ 2019 "Talip Saçmaözü" Tüm hakları saklıdır. Bu makalenin hiçbir bölümü, yazarın izni olmaksızın, dipnot gösterilerek kullanılması dışında, herhangi bir şekilde çoğaltılamaz veya kullanılamaz. Aksi durumda ilgililer hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre telif hakları kapsamında yasal işlem başlatılacaktır.

OSMANLILARDA HARAMEYN  (MEKKE-MEDİNE) SEVGİSİNİN İZHARI; SURRE ALAYLARI  

ÖZET

İslam öncesi Arap toplumunda veya sonrasında Müslümanlıkla müşerref olan devletler,  yeryüzünün ilk mabedi olarak inşa edilen Kâbe’ye hizmet etmeyi şeref ve onur saymışlar, diğer topluluk ve devletlere karşı üstünlük vasıtası olarak görmüşlerdir. Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır’ın fethiyle Osmanlı topraklarına iltihak edilen Mekke ve Medine gibi kutsal beldelere hizmet götürmek, hacıların güvenliğini ve temel ihtiyaçlarını sağlamak maksadıyla payitahttan büyük bir ihtişamla gönderilen Surre alayları ile kültür ve medeniyet tarihimizde önemli yer tutacak olan kadim bir gelenek müesseseleştirilmiştir. 

Osmanlı’larda Surre alaylarının izlediği güzergâh ve gönderilme şekli, zamana ve bölgesel şartlara göre değişiklik göstermiş; karadan deve kervanları ile başlayan süreç, bir dönem deniz yolunda gemilerin kullanılmasıyla ve nihayetinde hicaz demir yolunun inşası ile trenle gönderilmiştir. Surre alayları aslında Osmanlı Devletinin Harameyn’e bakışını, bölgeye yönelik imar, şehircilik, güvenlik, ticaret, turizm ve kültürel faaliyetlerin temelini teşkil etmektedir. 

Surre alayları, ulaşım vasıtalarının ve yol imkânlarının kısıtlı olduğu bir dönemde, payitahttan hurucundan, hac farizasını yerine getirip, tekrar geri dönüşüne kadar detaylıca planlanmış büyük bir organizasyonun adıdır. Bürokrasinin ağırlığı ve kayıt geleneği ile maziden, atiye ışık tutan Osmanlı Devleti, bu alaylara has görevler ihdas etmiş, “Surre-i Humayun” defterleri ile kayıt geleneğini yaşatmıştır.

Anahtar Kelimeler: Harameyn, Osmanlı Devleti, Surre-i Hümayun, Emr-i Hac, Mahbel,

GİRİŞ

Mekke; Allah-u Teâla’nın üzerine yemin ettiği[1], yeryüzünün ilk mabedini[2] bağrında bulunduran güvenlik ve esenlik şehridir. Dini bir merkez olmanın yanında, Yemen-Suriye ticaret yolu üzerinde bulunması, ticari açıdan büyük önem arz eden panayırların burada kurulması[3] ekonomik açıdan da önemli bir merkez olduğuna işaret eder. İslam öncesinde Arap toplumundaki aristokratlar, Hz. Muhammed ile Raşid Halifeler dönemi  ve sonrasında Emevi ve Abbasi Halifeleri, Mekke şehrinin güvenliğini tesis etmek gerek ibadet gerekse ticaret maksadıyla gelenlerin konaklaması ve yol güvenliği üzerinden diğer devletlere/topluluklara karşı hakimiyet gösterisinde bulunmuşlardır. 

İslamiyet öncesinde Mekke’ye gelen misafirlerin içme suyunu temin etme, Zemzem kuyusu bakımı, Kâbe perdedarlığı ve anahtarlarını taşıma[4] gibi görevlerin kabileleri aracılığıyla ailelere miras bırakılmakta ve bu görevleri yürüten kişilere toplumsal itibar sağlamaktaydı. Özellikle hilafeti uhdesinde bulunduran devletler Mekke şehrine gelen ziyaretçilere bir hilafet makamının ağırlığını her adımda hissettirerek, bu beldelerin halifenin  uhdesinde olduğunu, burada her ne niyetle bulunursa bulunsun kimsenin aç ve susuz kalmayacağını, yolların güvenli olduğunu hatırlatmak adına değişik organizasyonlarla bölgeye askeri, mali ve ayni yardımlar göndermişlerdir. 

Bu bağlamda;  kökü Abbasi Halifesi Mehdî-Billâh’a[5] kadar uzandığı ifade edilen,  surre geleneği Osmanlı Devletine Hilafetin geçmesiyle (1517) yol güvenliği ve yardımlarla ilgili alınan önlem ve tedbirlerin genişletilerek, daha düzenli bir organizasyonla yeniden yapılandırılmıştır. Surre Alayları Türk-İslam ananeleri içerisinde öz benliğini kaybetmeden dönüştürülerek, farklı bir yapı ile bu dönemde karşımıza çıkmaktadır. 

Osmanlı Devletinin Haremeyn’e hizmetleri stratejik, güvenlik, müslüman devletler üzerinde otorite tesisi ve ekonomik bakımdan birkaç veçhesi olmakla beraber, temelinde Allah’ın kendilerine bahşetmiş olduğu büyük iktidarın zekâtını ödedikleri düşüncesi yer almaktadır.  Necip Fazıl’ın “Mekke'yle Medine arası yollar/Çizik çizik, hasret yarası yollar/Vardığı her nokta yine başlangıç/ Gitgide Allah'a varası yollar/Mekke'yle Medine arası yollar” mısralarında yerini bulan ifadeyle, Mekke ve Medine’ye yaptıkları hizmetlerle Allah’a vasıl olmanın ve onun rızasını kazanmanın gayretini içerisinde olduklarını anlamaktayız.

1-Surre kavramı ve Tarihçesi

1.1 Surre Kavramı Üzerine

Lügatte, ”akçe kisesi”[6] ve “para çıkını”[7] manalarına gelmekle beraber “Haremeyn-i Muhteremeyne canib-i saltanat-ı  seniyyeden her sene ihda buyurulan akçe ve saire”dir” [8]  bir diğer ifadeyle “Eskiden padişahların, hac mevsiminden önce, Receb ayında, İstanbul'dan Mekke ve Medine'ye; yani (Haremeyn'e); oranın en ileri gelenlerinden en yoksullarına varıncaya değin dağıtılmak üzere, özel bir törenle ve alayla gönderdikleri para, altın ve armağanlardır.”[9]  Her yıl büyük törenlerle kutsal topraklara gönderilen bu armağanlar sadece maddi unsurlarla sınırlı kalmayıp, zamanın şartlarına göre değişiklik arz ederek, kumaş, kaftan, halı, yiyecek ve zahire temel ihtiyaç maddelerinin de gönderildiği bilinmektedir.[10]

1.2 Osmanlı Devletine kadar Surre’nin Tarihçesi 

Surre geleneğinin ilk defa hangi devlet tarafından başlatıldığına dair kaynaklarda iki görüş yer almaktadır. Bu geleneğin başlangıcını Emevilere dayandıranlar; Halife Ebû Ca’fer el-Mansûr’un 758 yılında hac görevini ifa ederken başlattığı hediye dağıtımını sonraki yıllarda düzenli olarak devam ettirdiğini kaydederek,[11] surre geleneğinin başlangıcı olarak kabul ederler. Konuya ilişkin çalışma yapan araştırmacıların ekserisinin kabul ettiği görüşe göre bu geleneğin Abbasi Halifesi Mehdî-Billâh[12] döneminde  başladığıdır. Daha sonraları Fatimiler (1174-1250), Memlukler (1250-1517) büyük meblağlarda ki hediyeleri Harameyn halkına dağıtmak üzere göndermişlerdir.[13] Bunlarda surre geleneğinin devamı mahiyetinde değerlendirilmektedir.

 Osmanlılara gelinceye kadar; Gazneli (998-118l), Büyük Selçuklu (1040-1157), İlhanlı (1258- 1335) ve Eyyûbi(1170-1250) devletleri kutsal topraklara hizmet ve yardımlarda bulunmuşlardır.[14] 

1.3 Osmanlılar Döneminde Surre 

Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren Harameyn ile yakıdan ilgilenmiş, ilk başlarda tazim ve ihtiramdan ibaret olan ilgi, devletin güçlenmesiyle askeri ve mali olarak fiiliyata dökülerek belirgin hale gelmiştir.[15]  

İlber Ortaylı gibi bazı araştırmacılar hilafetin Osmanlı’lara geçmesinden önce Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan Bayezid Han’ın Halife unvanını birçok yerde kullandıklarını belirtmektedir.[16] Bu ise; fiilen Hilafetin Osmanlıya geçmesinden önce İslam aleminin yegane hamiliğine talip olduklarının açık bir göstergesidir.

Bu bağlamda; diğer islam devletlerinin yanında otorite meşruiyyeti ispatına girişen Osmanlı’lar, güçleri nispetinde bölgeye yardımlar göndermeye gayret sarfetmişlerdir. Hicaz’ın Osmanlı’ya iltihakından önce; tarihçilerin Kuruluş (1299-1453) olarak adlandırdığı dönemde surre gönderildiği bilinmektedir. Bu döneme ilişkin; ilk surre’nin Yıldırım Beyazıd (1389-1402) döneminde Edirne’den gönderildiği konusunda ittifak edilmiştir.[17] Daha sonraları Çelebi Mehmed ve II. Murad surre geleneğini devam ettirmişlerdir. Hatta özel mülklerindeki bazı arazilerin gelirlerini Harameyn’deki yoksullara dağıtılmak üzere vakfetmişlerdir.[18] Bu vakfiyeler çok olmakla beraber en bilineni, Sultan II. Murad’ın Ankara’da  bulunan Balıkhisarı köyünün gelirini Mekke’ye bağışlamasıdır.[19]

 Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’un fethini müteakip, hazırladığı fetihname, altın ve değerli armağanları ulemadan Hacı Mehmet Zeytuni vasıtasıyla Mekke emirine[20]  ulaştırması da, surrenin devamı mahiyetinde değerlendirilebilir.

Surre gönderen devletlerin hediyelerinin bir birine karıştırılmaması adına Çerkes unsurlardan oluşan Memlukler’in her sene Mısır’dan mutad olarak yaptıkları zahire yardımı sadaka-i mısriyye, Osmanlı devletinin yapmış olduğu yardımlar ise sadaka-i rumiyye olarak isimlendirilmiştir. [21]

On altıncı yüzyıla gelindiğinde dünyaya yayılan Portekiz tehdidinin bölgede  hissedilmesiyle  Memlük’lüler, Osmanlı’lardan yardım istemek zorunda kalmıştır. Yavuz Sultan Selim Han’ın doğu seferleri olarak bilinen İran ve Suriye seferleri ile Mısır seferinin asıl amacının Portekiz tehdidine karşı bölgenin güvenliğine yönelik almış olduğu önlem bilinmektedir.[22] 

1517 yılında Mısır’ın fethi ile Hicaz bölgesi de Osmanlı’ya bağlanmış, bu tarihe kadar gönüllülük esası ile yürütülen bölgeye yönelik hizmet ve yardımlar, bir zorunluluk halini almıştır. Osmanlı’lar bu görevleri severek yapmışlar, kutsal toprakların hakimliğine değil hadimliğine talip olmuşlardır. Öncelikle bölgenin güvenliğini tesis etmek ve asayişi sağlamak üzere her yıl değiştirilen askeri unsurları bölgede konuşlandırmıştır.[23] Bölgeyi diğer topraklarından üstün tutarak, Harameyn (Mekke ve Medine) kalelerine XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar hâkimiyet alameti olan sancak veya bayrak asmamışlardır.[24] 

Bölgenin imar, iskan ve diğer ihtiyaçları ile gönderilen Surre’ye kaynak oluşturması adına birçok arazi ve köy gelirleri vakfedilmiştir. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni döneminde vakfiyeler de artış yaşanarak “Harameyn Vakıflarının” temeli oluşturulmuştur.  Bu vakıflarının amacına uygun çalışmasını temin maksadıyla sarayda görevli Dârü’s-saâde Ağası’nın yönetiminde 1586 yılında “Evkâf-ı Haremeyn Nezâreti” kurulmuştur.[25] Müslüman olmayan teb’a’dan alınan “sadakātü’l-cevâlî” adındaki cizyeler de Harameyn halkının ihtiyaçlarına tahsis edilmiştir.[26] 

Hicaz bölgesinin Osmanlı’ya bağlı kaldığı 400 yıllık süreçte maddi ve manevi her türlü imkanlar seferber edilerek, bölgenin kalkınmasına yönelik girişimlerde bulunulmuştur. Kabe’nin duvarlarının hasar görmesi nedeniyle yıkılarak yeniden inşası, Altınoluk’un yenilenmesi, Kabe’nin avlusuna mermer döşenmesi, içme suyu kanalları, Hicaz tren yolunun yapımı[27] ve sayamadığımız nice hizmetler bu dönemde yapılmıştır. 

Her biri Türk İslam Medeniyetinin sanat ve işçiliğinin nadide örneklerini yansıtan,  yakın bir tarihte yıkılan Mekke’de ki Ecyad kalesi, Osmanlı Kışlası, yalnızlığa terk edilmiş ve kapısında medeniyetimize vurulmuş kocaman bir kilit bulunan, Amberiyye Camii ve Medine Tren İstasyonu gibi eserlerin birçoğu bugün maalesef kavmiyetçilik ve taassuba kurban edilerek, kültürel bir kıyıma imza atılmıştır. 

Osmanlı devleti İngilizler tarafından elinden alınıncaya kadar bölgeye yönelik hizmetlerine devam etmiştir.  1915 yılına değin surre geleneği devam ettirilmiş, isyanlar ve bölgesel karışıklıklar nedeniyle surre 1916 yılında Medine’ye, 1917-1918 yıllarında ise Dımaşk’a (Şam) kadar gidebilmiştir.[28]   

Surre geleneği Osmanlı’nın iradesi ile değil, İngilizlerin organize ettiği isyanlar ve kalkışmalar neticesinde nihayet bulmuştur.  Devletin mali açıdan sıkıntı yaşadığı dönemlerde bile Osmanlı Bankasından ve Galata bankerlerinden borç alınarak,[29] kadim surre geleneğinin inkıtaa uğramadan devamını sağlamaları bile fedakârlıklarının izharı ile bu geleneğe atfettikleri ehemmiyeti göstermektedir.

2-Osmanlı Medeniyeti ve Müesseseleri açısından Surre 

2.1 Konuya ilişkin Kaynaklar

Osmanlı’lar protokol ve teşrifat kaidelerine son derece önem veren bir devlettir. [30] Bunun bir göstergesi olarak törenler, geçitler ve sefer hazırlıklarına ehemmiyet verildiği bilinmektedir. 

Surre alaylarının payitahttan hareketinde icra edilen törenlerden, izlediği güzergâh ve yolda harcanan meblağların hepsi kayıt altına alınmıştır.  Surre Emin’liği görevini ifa etmiş Eyüp Sabri Paşa’nın Mir’atül Harameyn, Şam’da Surre alayına katılarak hac görevini yerine getiren Evliya Çelebinin Seyahatnamesi, Surre alaylarına ilişkin hatıraları ihtiva etmekle beraber dönem kaynağı olarak bu gelenek ile ilgili detaylı bilgileri nakletmektedir. Surre alayları ile ilgili tutulan Surre-i Hümayun Defterleri, görevlendirme, mali konulara ilişkin her türlü yazışmada evrakı ve  icra edilen surre törenlerinin bütün ayrıntılarını anlatan teşrifat defterleri[31] diğer temel kaynağımızı teşkil etmektedir. 

2.2 Surre ile ilgili bazı kavramlar 

  1. Surre Emini 

Haccın güvenli bir şekilde usulüne uygun olarak tamamlanmasını devlet başkanı adına yürütmek üzere tayin edilen “Emirul Hacc” görevinin Hilafetin Osmanlı Devletine geçmesinden sonra gönderilen surre alaylarını sevk ve idare etmek üzere tayin ettiği görevliler için kullanılan unvandır. “Emirul Hacc”  görevin bizzat Hz. Peygamber tarafından ihdas edilmekle beraber,  Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin bu görevi  değişik zamanlarda ifa ettiği [32] bilinmektedir.  Harameyn’e hizmet etmiş devletler ile surre gönderen diğer Müslüman devletler hacılarının sevk ve idaresi için bir resmi görevli tayin etmişlerdir. 

Osmanlı padişahlarının dönem şartlarına göre haklı sebeplere bağlı olarak hacca gitmediği konusunda kaynaklar ittifak etmişlerdir. Hacıların güvenliğini ve sağlıklı bir şekilde ibadetlerini yapmalarını sağlayarak Haccın bütünüyle hamiliğini üstlenmişlerdir.[33] 

 Surre Eminleri devleti temsil etmenin yanında padişah adına da hac görevini ifa ettiği bilinmektedir. Bu görev için aranan temel özellikler liyakat,  zorlu yol şartlarına dayanma ve sorunlara anında çözüm üretebilmedir. Bu görev için genellikle üst düzey devlet memurları tayin edilir, bu görev ilk başlarda herhangi bir ücret alınmadan icra edilirken, 3. Selim döneminde maaş bağlandığı, bilinmektedir.[34] Bu görev için yapılan tayinler yıllık olup her sene yeniden bir surre emini tayin edilirdi.[35]  Osmanlı devleti Surre Eminliğinin yanında, Anadolu, İran, Orta Asya, Halep ve Bağdat gibi yerlerden gelen hacıların sevk ve idaresini tayin ettikleri Şam Emir-i Haccı, Kuzey Afrika ve Mısır’dan gelen hacıların sevk ve idaresini ise Mısır Emir-i Haccı marifetiyle yürütmüşlerdir.[36]

  1. Mahmil

Deve’nin üstüne konan iki kişinin oturabileceği kapasitedeki sepet manasına gelen 

Mahmil’in, surre alaylarında önemli bir yeri bulunmaktadır. “Cenab-ı Hulefa ve Ümredan Harameyni muhteremeyne beher sene mevsim-i hacda kafile ile gönderilen hediye takımı”[37]  olarak tanımlanmıştır. Surre gönderen devletin liderinin makamını, gücünü, zenginliğini ve otoritesini yansıtan mahmil’in süslemesine ihtimam gösterilir, altın gümüş ve değerli eşyalarla ihtişamlı bir hale getirilirdi.  Mahmil kervanın en önünde yer alır, taşıyan deveye binilmez yularından çekilerek hareket ettirilirdi.[38] Mahmil uygulamasının Memlük Sultanı Baybars zamanında ihdas edildiği[39] Osmanlılar tarafından da surre geleneği içinde uygulanmaya devam edildiği,  Osmanlı döneminde Mısır Hidivi tarafından da Mahmil gönderildiği, bu sebeple Mısır menşe’li olanına Mahmil-i Mısri, Payitahttan hareket edene ise Mahmil-i Hümayun denilmektedir.[40] Geçtiği her bölgede törenlerle karşılaşan Mahmil-i Hümayun ile Mahmil-i Mısri Arafatta birleşirlerdi. 1918 yılından sonra İstanbul’dan mahmil gönderildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmamakla beraber, dönem dönem kesintiye uğrasa da 1952 yılına kadar Mısır’dan mahmil gönderilmektedir. Mısırda yapılan “Hür Subaylar” ihtilâliyle Mahmil uygulaması son bulmuştur.[41]

  1. Urban Surresi

Bedevi veya Çöl Arapları olarak tanımlanan [42] Urban kabile veya toplulukları,  ıssız çölleri en iyi tanıyan ve hâkimi konumundadırlar. Bu kabileler yiyecek ve mali ihtiyaçlarını kervanlara saldırarak temin ederlerdi. Bu kervanların ticari, yolculuk ve dini maksatlı olmasının hiçbir önemi yoktu. Gönderilen Surrenin ve Hacıların güvenliği için Osmanlılar bazı dönemlerde bölgeye tayin ettikleri sahibüseyf valilerle urbanı te’dip yoluna gitmiştir. Engel olunamaz sonuçlar doğurmasının önüne geçmek ve hacıların güvenliğini temin maksadıyla Şam Beylerbeyine bağlı Cerde Birliği adı altında özel bir askeri birlik kurulmuş, birliğin komutanı ise Cerde Başbuğ’u olarak isimlendirilmiştir.[43]  Bazı dönemlerde ise bu kabilelerle anlaşma yolunu tercih ederek, Urban kabilelerine surreler tahsis etmiş, gelecek saldırıların önüne geçmeyi ve surrenin emniyetle yoluna devam etmesini amaçlamışlardır.[44]  Urban Surresinin esas nedeni ise çölde devlete karşı gelecek bir tehdit bertaraf ederek, devlete bağlılıkları perçinlenmiş, güzergâh tayini ve su kuyularının işaretlenmesinde kendilerine yardımcı yerli kılavuzlar bulmalarıdır. [45]

  1. Kisve-i Kabe 

Tarih boyunca Kabe’nin kapı kısmı hariç duvarlarını boydan boya kaplayan dönem dönem adı değişse de “kisve”, “puşide” ve “sitare” denilen bir örtü ile kaplanmıştır. Bu örtünün kökeni Yemen Meliki Tubba Esad Ebū Karib el-Ḥimyerī’ye kadar uzanır.[46]  Kabe örtüsü halife, önemli bir hükümdar veya Mekke valisi tarafından yaptırılırdı; İslamiyet döneminde Hz. Peygamber, Ebû Bekir, Ömer ve Osman tarafından Kabe’ye örtü yaptırıldığı bilinir. Bu dönemdeki örtülerde Beyaz veya Kırmızı olarak değişik iki renk kullanılmıştır. Kabe örtüsü 3. Ahmed dönemine kadar Mısırda dokunmuş, bu dönemden sonra İstanbul’da dokunmaya başlanmıştır.  Surre Alaylarının en önemli ve en değerli parçası olan Kisve-i Kabe Mahmil-i Hümayun ile gönderilmeye başlanmıştır.[47]  Yenisi ile değiştirilen eski Kabe örtüsü Payitaht’a getirilerek, devlet ricaline ve eşraf’a dağıtılırdı. Bazı padişahların sandukası üzerinde Kabe örtüsü mevcuttur.[48]

2.3 Payitahatta İhrac-ı Surre törenlerinin icrası ve alayların takip ettiği güzergâhlar 

Türk kültür ve örfü ağır kuralları olan ve diğer devletlerde görülmeyen şaşalı törenleri ve toyları ile meşhurdur. Bu kültürün bazen İslami unsurlarla değişim ve dönüşüm yaşayarak, bazen de tamamen uygulanmasıyla Osmanlılarda görüldüğünü söyleyebiliriz.  Fatih Sultan Mehmet Han döneminde tanzim edilen Kanunname-i Ali Osman ile saray içi ve saray dışı protokol ve teşrifat kuralları yazıya dökülmüştür.[49] Surre törenleri de bu kadim ve köklü teşrifat geleneğinin en değerli örneğidir.

Törenler yol ve hava şartlarına göre değişik zamanlarda düzenlenmiştir, sürrenin kara yolundan gönderildiği zamanlarda Recep ayı içerisinde, deniz yoluyla gönderildiği zamanlarda ise Şaban ayı içerisinde törenler icra edilmiştir.[50] Surre 1864 yılına kadar kara  yolu ile, 1864-1908 arasında deniz yolu ile 1908’den sonra da Hicaz demiryolunun yapılması üzerine trenle gönderilmiştir. İlk zamanlarda Topkapı sarayında yapılan törenler, daha sonraları Yıldız veya Dolmabahçe sarayında icra edilmiştir. [51] 

Sarayda icra edilen Surre törenlerinde vakıfların idarecisi olması sebebiyle  Dârüssaâde ağası tarafından tertiplenir ve icra edilirdi. Surre Emini tayin edilerek bu uzun süren yolculuğun ilk adımı atılmış olurdu. Sultan’ın huzurunda icra edilen törenle Mekke emirine ulaştırılmak üzere yazılmış nâme-i hümâyun, vesair surre unsurları, Mahmil ile beraber saraydan çıkardı.  Topkapı veya Dolmabahçe saraylarında icra edilen törenin ardından Surre alayının ilk menzili Üsküdar olurdu, büyük kalabalıkların katıldığı, önemli ve itibarlı bir dini merasim İstanbul halkının şahitliği ile icra edilirdi.[52] 

Teşrifat ve Teşkilatımız isimli kitabında Ali Seydi Bey Surre törenlerinin icrasını tafsilatlı olarak şöyle anlatır  “Her yıl surre gönderilmesinden bir gün önce Darü’s-saade ağası tarafından defterdar, reis-ül küttap ve nişancıya ve bazı kimselere hususî tezkere gönderilip ertesi günü merasimde hazır bulunmaları ihtar olunurdu. Mevlût alayında olduğu gibi, buraya da davet edilenler maiyetlerinde olanlardan teşrifata girebilenleri birer tezkere ile davet ederlerdi. Resmî elbiselerini giymiş olarak saraya gelen davetliler padişahın Kubbealtına gelmesini beklerlerdi. Surre merasimi Kubbealtı'nın önünde yapılırdı. Burada padişah gerekli gördüğü kimselere hil’atlar giydirir, ihsanlarda bulunurdu. Daha önce sadrazamın önünde düzenlenen surre keseleri ile padişahın Mekke Şerifine hitaben yazdığı mektup padişahın huzurunda mühürlenir, Surre eminine verilirdi. Bu sırada hafızlar tarafından Kur’an-ı Kerim okunurdu. Bu sırada İmrahor ağanın meydana getirdiği süslü yükleri taşıyacak devenin yularını kızlar ağası tutar, padişah'ın önünden geçirir, bu sırada da müezzinler tekbir getirirdi. Daha sonra surreler develere yüklenir, bunların önünde mahmil devesi giderdi ki, bu deve padişahın hediyeleriyle mektubunu taşıyan devedir. Orta kapıdan dışarı çıkarılırdı. Mahmil devesinin önünde ve yanında birçok süvariler bulunur, öteki develer arkadan gelirdi. Alay belirli yollardan geçerek Kireç iskelesine varır, oradan da çektirilere bindirilerek Üsküdar'a geçilirdi.”[53]

Haccın tamamlanıp Surrenin Payitaht’a avdetinde de büyük törenler icra edilirdi. Surre Emini Mekke Emiri tarafından yazılan Name-i Hümayunun cevabını saraya arz eder, Mekke Emiri Surre Eminin yanında kendi görevlilerince gönderdiği hediyeleri devlet ricaline tevdi edilir, şerbet, kahve ve buhur töreni yapılırdı.[54] 

 

SONUÇ 

Surre alayları, kısıtlı imkanlar dahilinde gerçekleştirilen büyük bir organizasyondur. Organizasyonun eksiksiz olarak işlemesinde ise Osmanlı bürokrasinin ve kayıt geleneğinin büyük bir yer tutar.

            Kurmuş oldukları vakıflar ve temin ettikleri diğer gelirlerle kutsal beldelerin imar ve inşası ile buralarda yaşan halkın refahı düşünülmüştür. Surre Alayları Harameyn ile ilgili her türlü gelişmenin merkezinde yer aldığını kaynaklarımızdan anlayabiliyoruz. 

            Surre alaylarının gönderilmesinde ve karşılanmasında icra edilen törenlerin ihtişamıyla Payitahtta ve Harameyn halkına halifelik makamının ağırlığı ve büyük devlet otoritesinin izharı olarak değerlendirebiliriz.

            Osmanlı medeniyetinin eserleri ne yazık ki dünya genelinde ve Harameyn özelinde sahipsiz bırakılarak, ecdadın binbir zorluklarla meydana getirdiği yadigârlar bir bir kaderine terk edilmektedir.

Harameyn’e hizmeti kendileri için en büyük şeref kabul eden Osmanlı devleti bu sevgini Surre Alayları ile izhar etmiştir. Hâkimiyetinde bulunan kutsal beldeleri gereken itina ve önemi göstererek, diğer yerlerden üstün tutmuşlardır. Surre Alayları diğer islam devletlerinden miras olarak intikal etmiştir. Osmanlı devleti bu mirasa layığı ile sahip çıkarak, devletin en buhranlı dönemlerinde temin ettiği borç paralar ile bu mirasın ihyası için çaba sarfetmişlerdir.

 

KAYNAKÇA

AKGÜNDÜZ, Murat, “Surre-i Hümayun Geleneği ve İslam Toplumunu Kaynaştırmadaki Rolü”,  DEÜ İlahiyat Dergisi, s. XXII, İzmir 2005, s. 107-114

Ali Seydi Bey, Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman Yayınları, İstanbul (?), s.153-154.

ATALAR, Münir, “Türklerin Kabe’ye Yaptığı Hizmetler”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, s.30, Ankara 1988, s.287-292

-------------, “Türklerin Kabeye Yaptıkları Ekonomik Yardımlar”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c.31, 40. Yıl Özel Sayısı, Ankara 1989,  s.261-270

-------------, “Emirül Hacc” TDV İslâm Ansiklopedisi, c.11, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1995,  s.131-133

-------------, Osmanlı Devletinde Surre-i Hümayun ve Surre Alayları, DİB Yayınları, Ankara 2015. 

ATALAR, Münir,  ŞAHİN, Mustafa, “Denizden Hacc Yolculuğu ve Surre”, 2. Turgut Reis ve Türk Denizcilik Tarihi Uluslararası Sempozyumu Kitabı, Muğla 2015, s.12-27.

ATEŞ, İbrahim, “Osmanlılar Zamanında Mekke ve Medine’ye Gönderilen Para ve Hediyeler”, Vakıflar Dergisi, s.13. Ankara 1981, s.113-170.

Aşıkpaşazade, Tevarihi Al’i Osman’dan Aşıkpaşazade Tarihi, İstanbul Matbaası, İstanbul H.1332.

BAŞPINAR, Zeynep, H. 1067 (1657) Tarihli Surre-i Hümayun Defterlerinin Analizi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2002, 

BİLGE, Mustafa L., “İhrâc-ı Surre İstanbul Tarihinin Kutsî Bir Sayfası”, V. Uluslararası Osmanlı İstanbul’u Sempozyumu Bildirileri, İstanbul 2017,s.337-377.

BUZPINAR, Ş. Tufan,  "Surre", TDV İslâm Ansiklopedisi, c.37, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, s.567-569.

BUZPINAR, Ş. Tufan, KÜÇÜKAŞÇI, Mustafa Sabri, “Harameyn”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c.16, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1997, s.153-157.

CİVELEK, Yakup, “Kabe Örtüsünün Değiştirilmesi Bağlamında Ortadoğuda Osmanlı Dönemi Nüfuz Mücadelesi Ve Bunun Arap Basınına Yansımaları”,  38. Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi, 10-15 Eylül 2007, Ankara, s.847-864.

DOĞAN, Faruk, “18 ve 19. Yüzyıllarda Şam – Medine Hac Yolu ve Güvenliği: Cerde Başbuğluğu”, Tarih Okulu Dergisi (TOD), s.XV, Ankara 2013 s. 127-157.

DURSUN, Haluk, “Surre Alayı Surre Emini ve Bir Nükte”, Din ve Hayat Dergisi, s.3, Ankara 2007. s. 57-61.

DÜNDAR, Abdulkadir, “Osmanlıların Mekke’deki İmar, İnşâ ve Tamir Faaliyetlerine Genel Bir Bakış”, İslam ve Sanat Tartışmalı İlmi Toplantısı Kitabı, İstanbul 2015, s.377-413.

Eyüp Sabri Paşa, Mir’atül Harameyn, Bahriye Matbaası, İstanbul H.1305,

ERASLAN, Sadık, “Osmanlıların Harameyn-i  Şerifeyn Hizmetleri”, Diyanet İlmi Dergi, c.35, s.1, Ankara 1999, s.207-230

GÜLER, Mustafa, “Osmanlı Dönemi'nde Hac Yolu ve Hicaz'daki Kutsal Şehirlerin Sosyal Tarihine Ait Önemli bir Kaynak: Surre Defterleri”, Değişen Ortadoğuda Kültür ve Siyaset Sempozyum Kitabı, SDE Yayınları, Ankara 2012, s.29-59

HALAÇOĞLU, Yusuf, xvı-xvıı.Yüzyıllarda Osmanlı Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2014.

Kur’an-ı Kerim 

KURŞUN, Zekeriyya, “Hicaz Osmanlı Dönemi”,  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.17, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1998, s.437-439

-------------, “Hac ve İktidar: Haremeyn’de Erken Dönem Osmanlı İmar Faaliyetleri”,  FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, s.9, İstanbul 2007, s.281-311.

KÜÇÜKAŞÇI, Mustafa Sabri, Abbasîlerden Osmanlılara Mekke-Medine Tarihi,  Yeditepe Yayınları, İstanbul 2007. 

ORTAYLI, İlber, “Surre Alayı Topkapı Sarayı’ndan Geçiyor”, Milliyet Gazetesi,  İstanbul 20.04.2008.

ÖZCAN, Abdulkadir, Fatih Sultan Mehmet Kanunname-i Ali Osman (Tahlil ve Karşılaştırmalı Metin), Kitabevi Yayınları, İstanbul 2003.

SAMİ, Şemseddin, Kamus-u Türki, İstanbul H.1317.

SARIÇAM, İbrahim, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, DİB Yayınları, Ankara 2015.

ŞAHİN, Seyfettin, H.1192/M.1778-1779 Tarihli Urbȃn Surre Defteri: Transkripsiyon Ve Değerlendirme, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyon 2014,

TOZDUMAN TERZİ, Arzu, “Hacca Gidemeyen Padişah Yerine Bir Vekil Gönderirdi”, Derin Tarih Dergisi, s. 19, İstanbul 2013, s.47.

UZUN, Mustafa, “Kabe”,  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.24, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, s.23-26.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı,   Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988.

-------------, Mekke-i Mükerreme Eminleri, TTK Yayınevi, Ankara 2013 (2. Baskı)

ÜNAL, Sadettin, “Kabe”,  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.24, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, s.14-21.

YÜCEL, İrfan, Peygamberimizin Hayatı, DİB Yayınları, Ankara 2016.


DİPNOTLAR:

[1] Tin, 95/3

[2] Ali İmran, 3/96

[3] İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, DİB Yayınları, Ankara 2015, s.27.

[4] İrfan Yücel, Peygamberimizin Hayatı, DİB Yayınları, Ankara 2016, s.16-17.

[5] Ş.Tufan Buzpınar, "Surre", TDV İslâm Ansiklopedisi, c.37, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, s.567.

[6] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s.385.

[7] Şemseddin Sami, Kamus-u Türki, İstanbul H.1317, s.326.

[8] a.g.e, s.326.

[9] Münir Atalar, “Türklerin Kabeye Yaptıkları Ekonomik Yardımlar”,  Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c.31, 40. Yıl Özel Sayısı, Ankara 1989, s.262.

[10] a.g.m. s.262

[11] Mustafa Sabri Küçükaşçı, Abbasîlerden Osmanlılara Mekke-Medine Tarihi, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2007. s. 232.

[12] Buzpınar, a.g.m, s.568.

[13] Münir Atalar, Osmanlı Devletinde Surre-i Hümayun ve Surre Alayları, DİB Yayınları, Ankara 2015, s. 26.

[14] Zeynep Başpınar, H. 1067 (1657) Tarihli Surre-i Hümayun Defterlerinin Analizi,  Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2002, s. 10.

[15] Zekeriya Kurşun, “Hac ve İktidar: Haremeyn’de Erken Dönem Osmanlı İmar Faaliyetleri”,  FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, s.9, İstanbul 2007, s.282.

[16] İlber Ortaylı, “Surre Alayı Topkapı Sarayı’ndan Geçiyor”, Milliyet Gazetesi, İstanbul 20 Nisan 2008.

[17] Atalar, a.g.m, s.263.

[18] Mustafa Güler, “Osmanlı Dönemi'nde Hac Yolu ve Hicaz'daki Kutsal Şehirlerin Sosyal Tarihine Ait Önemli bir Kaynak: Surre Defterleri”, Değişen Ortadoğuda Kültür ve Siyaset, SDE Yayınları, Ankara 2012, s.29 

[19] Aşıkpaşazade, Tevarihi Al’i Osman’dan Aşıkpaşazade Tarihi, İstanbul Matbaası, İstanbul H.1332, s.196.

[20] Münir Atalar, “Türklerin Kabe’ye Yaptığı Hizmetler”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, s.30, Ankara 1988, s.288.

[21] Eyüp Sabri Paşa, Mir’atül Harameyn, c.1,  Bahriye Matbaası, İstanbul H. 1305, s. 678.

[22] Kurşun, a.g.m, s.282-283.

[23] Yusuf Halaçoğlu , xvı-xvıı.Yüzyıllarda Osmanlı Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2014, s.90

[24] Zekeriya Kurşun, “Hicaz Osmanlı Dönemi”,  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.17, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1998, s.437

[25] Abdulkadir Dündar, “Osmanlıların Mekke’deki İmar, İnşâ ve Tamir Faaliyetlerine Genel Bir Bakış”, İslam ve Sanat Tartışmalı İlmi Toplantısı Kitabı, İstanbul 2015, s.378.

[26] Ş. Tufan Buzpınar, Mustafa Sabri Küçükaşcı, “Harameyn”,  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.16, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1997, s.154.

[27] Sadık Eraslan, “Osmanlıların Harameyn-i  Şerifeyn Hizmetleri”, Diyanet İlmi Dergi, c.35,s.1, Ankara 1999, s.212-216

[28] Buzpınar, a.g.m, s.568.

[29] Başpınar, a.g.e, s.17.

[30] Murat Akgündüz, “Surre-i Humayun Gelenegi ve İslam Toplumunu Kaynaştırmadaki Rolü”,  DEÜ İlahiyat Dergisi, s. XXII, İzmir 2005, s. 109

[31] Buzpınar, a.g.m, s.568.

[32] Münir Atalar, “Emirül Hacc” TDV İslâm Ansiklopedisi, c.11, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1995,  s.131

[33] Arzu Tozduman Terzi, “Hacca Gidemeyen Padişah Yerine Bir Vekil Gönderirdi”, Derin Tarih Dergisi, s. 19, İstanbul 2013, s.47.

[34] Başpınar, a.g.e, s.4.

[35] Sami, a.g.e, s.326

[36] Faruk Doğan, “18 ve 19. Yüzyıllarda Şam – Medine Hac Yolu ve Güvenliği: Cerde Başbuğluğu”, Tarih Okulu Dergisi (TOD), s.XV, Ankara 2013 s.128

[37] Sami, a.g.e, s. 1304.

[38] İbrahim Ateş, “Osmanlılar Zamanında Mekke ve Medine’ye Gönderilen Para ve Hediyeler”, Vakıflar Dergisi, s.13. Ankara 1981, s.114.

[39] Ateş, a.g.m, s.114.

[40] Yakup Civelek, “Kabe Örtüsünün Değiştirilmesi Bağlamında Ortadoğuda Osmanlı Dönemi Nüfuz Mücadelesi Ve Bunun Arap Basınına Yansımaları”,  38. Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi, 10-15 Eylül 2007, Ankara, s.855.

[41] Buzpınar, a.g.m, s.569.

[42] Güler, a.g.m, s.53.

[43] Doğan, a.g.m, s.131.

[44] Seyfettin Şahin, H.1192/M.1778-1779 Tarihli Urbȃn Surre Defteri: Transkripsiyon ve Değerlendirme, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyon 2014, s.10.

[45]Mustafa L. Bilge, “İhrâc-ı Surre İstanbul Tarihinin Kutsî Bir Sayfası”, V. Uluslararası Osmanlı İstanbul’u Sempozyumu Bildirileri, İstanbul 2017, s.339.

[46] Atalar, a.g.e, s.136.

[47]Sadettin Ünal, “Kabe”,  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.24, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, s.18.

[48]Mustafa Uzun, “Kabe”,  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.24, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, s.25. 

[49]Abdulkadir Özcan,  Fatih Sultan Mehmet Kanunname-i Ali Osman (Tahlil ve Karşılaştırmalı Metin) , Kitabevi Yayınları, İstanbul 2003, s.11.

[50]Ateş, a.g.m, s.113., İsmail Hakkı, Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Eminleri, TTK Yayınevi, Ankara 2013 (2. Baskı), s. 35.

[51] Münir Atalar, Mustafa Şahin, “Denizden Hacc Yolculuğu ve Surre”, 2. Turgut Reis ve Türk Denizcilik Tarihi Uluslararası Sempozyumu Kitabı, Muğla 2015, s.12.

[52] Buzpınar, “Surre”, 

[53]  Ali Seydi Bey, Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman Yayınları, İstanbul (?), s.153-154.

[54] Atalar, a.g.e., s.183-184.